Aklı Yüceltmenin Tehlikesi

Çağımızın en tehlikeli hastalığı akılcılıktır. Peki neden? Akıllı olmak güzel bir şey değil mi? Büyüklerin bir sözü vardır: “Akıl iki ucu keskin bir bıçak gibidir.” Bir evliya bu durumu şöyle açıklamıştır: “Eğer bir insan aklını büyüklere teslim olmak için kullanırsa, o zaman aklı onu iyiye götürür. Lakin bir insan çok akıllı olursa ve her şeyi kendi çözmeye çalışırsa, işte o zaman çok akıllı olmak kişiyi helak olmaya götürür.” Şimdi dini boyutu bir kenara bırakıp soruyorum size. İki seçenek vereceğim. 1. seçenek: “Her şeyi kendiniz bulmaya çalışacaksınız.” 2. seçenek: “Sizden büyük tecrübeli birine danışıp, yapmanız gerekenleri öğreneceksiniz ve ona göre hareket edeceksiniz.” Şimdi kendi yorumlarımı söyleyeyim. Bir kere birinci seçenek tek kelimeyle korkunçtur. İnsanı her türlü tehlikeye sürükler. Dini boyutu bir kenara bırakıyorum. Bir okula gideceksiniz ama o okulun iyi mi yoksa kötü bir okul mu olduğunu bilmiyorsunuz. Lakin 1. seçenek seçildiği için kendi başınıza okulu araştırdınız ve sonra da o okulu ya tutarsa deyip kaydınızı yaptırdınız. Şimdi araştırma yaptığımız halde yine de tam olarak bilmediğimiz bu okulda başımıza ne gelebilir? Öncelikle çok kötü insanların okuduğu bir okul olabilir. Ekonomik yönden çok pahalı olabilir. Öğretmenleri kötü olabilir. Temeli sağlam olmadığından hayati tehlikeye sebep olabilir. Bulunduğu semt kötü olabilir. Örneğin uyuşturucu tüccarlarının kol gezdiği bir alan olabilir vs. vs. Haydi diyelim çok sıkı araştırdık. Öyle böyle değil. Şimdi kendimize şunu soralım. Teorik bilgi ile mi daha fazla başarılı olunur? Yoksa pratik yaparak mı? Tabi ki pratik yaparak. Bu yüzden istediğimiz kadar araştıralım. İçine girip tecrübe kazanan bir insan kadar bilmemiz çok ama çok zor. Bu yüzden 2. seçenek her zaman en doğrusu, en kolayı ve en güvenli olanıdır. Daha fazla uzatmayayım. Şimdi dünya hayatında yol alırken bile başımızda bu kadar tehlike barınıyorsa. Ahirete ne demeli? Hiç görmediğiniz ama varlığını bildiğiniz bir ilahı aklınıza göre yorumlayarak bulabilir misiniz? Lütfen düşünün. Evliyaullah buyurur ki: “Allah’a giden yol çok zordur. Bu yüzden illa ki bu yolda ilerlemiş tecrübe sahibi bir büyüğe danışmak lazımdır. Kendin bu yolda ilerlemeye çalışmak hem zordur hem de yol alması çok yavaş olur.” Daha açmaya gerek yok sanırım. Osmanlı zamanında durum nasıldı? Her mahallede bir tekke vardı. Bu tekkelerde dergahta yetişmiş alimler bulunuyordu ama ehli sünnet tabi ki. Zaten dergahlar, tekkeler devletin elinde bulunduğundan devlet bunların ehli sünnet veya ehli bidat olduğunu saptıyor ve insanlara gerekli uyarıları yapıyordu. Lakin ehli bidat da Osmanlı da yaşayabiliyordu. Çünkü din ve vicdan hürriyeti vardı Osmanlı da. Konumuza dönelim. Osmanlı da yaşayan halk, kafasına bir şey takıldığında hemen bu tekkelere gidiyordu. Sorusu ne olursa olsun. Tekkedeki sofiler, ona cevabı veriyor. Bu sayede ne yapmasını gerektiğini fazla fazla bilerek rahatça yaşıyordu. Üstelik bu hizmet ücretsiz yapılıyordu. Şimdi bu defa size dini açıdan soruyorum. Siz dinde doğruyu kendi aklınızla çözerek bulmaya mı çalışırsınız? Yoksa bu yolda ilerlemiş birinden yardım alarak mı? İşte bundan dolayı bize Kur’an yeter demeye başladı insanlar. Adam hadislere inanmıyor. Kur’an ayetlerini kafasına göre yorumlayıp yapacağını yapıyor. Kur’an da namaz kılın diyor ama beş vakit olduğunu peygamberimizden öğreniyoruz. Haydi buyurun. Çözün lütfen. Sonra hac da emrediliyor ama detayları sünnetlerden öğreniyoruz. Namazın rekatları, okunacak sureleri hep sünnetlerden öğreniyoruz. Helal-haram meseleleri Kur’an’da geçer ama detayları Rasulullahtan öğreniyoruz. İslamiyet’te dolu mesele var ve detayları hep hadis ve sünnetlerle öğreniyoruz. Evet, lafı fazla uzatmak istemiyorum. Anlatmak istediğim şey özetle şudur. Bizi önce Allah dostlarından uzaklaştırdılar. Şimdi Rasulullahtan uzaklaştırmaya çalışıyorlar. Üçüncü durak ise Kur’an’ı eleştirmeye başlamaktır. Gerçi şimdiden Kur’an’ın bazı ayetlerini sorgulamalar başladı. Rabbimiz, bizleri dostlarına düşman olmaktan muhafaza eylesin. Amin.


Yorumlar

Yorum bırakın